Etkili bir sunum için 3 yol

Sunumunuzda etki bırakacağınız 3 Yol

İlk konuşmamı asla unutmayacağım. 1964 yılında, New York Cooperstown’da, General Electrics’te 29 yaşında bir proje yöneticisi olarak 300 üst düzey firma grubuna yeni plastik yatırımı sunmam istendi. Haftalar öncesinden,  söyleyeceğim her kelimeyi titizlikle yazdım ve neredeyse bin defa yüksek sesle okuyarak pratik yaptım. Kalabalık önündeki tecrübesizliğim bir yana, ömürlük kekemeliğimin farkında olmak bile beni enkaz haline getirmişti. Detay vermeden söyleyebilirim ki büyük  gün geldiğinde kendimi hasta gibi hissederek çok zaman geçirdim ve tahmin edebileceğiniz gibi bu hem benim hem de seyirci için dayanıklılık sınavı gibiydi. Berbattım.

Günümüzde, konuşma ya da sunum yapmak hayatta yapılacak en eğlenceli şeylerden biridir. Sunum yapmayı seviyorum, son on beş yılda dünyada bir milyondan fazla kişinin önündeydim, sunumları konuşmaları doğru yapmak için yeterince yol kattettiğimi düşünmek hoşuma gidiyor.  Bu arada, ister 1.000 kişilik yabancı bir kalabalık önünde ya da beş kişilik yakın ortak grubu ile bir toplantıda, kişinin toplum önünde konuşma becerisinin gereklilikten daha fazlası olduğuna inanıyorum. Birşeyleri yazarak anlatmak gittikçe daha da geçmişte kalıyor. Ne söylediğimiz bizi tanımlar, iletişim yaklaşımı hem profesyonel hem kişisel hayatta parmak izimizdir. Ben buna derinden inanıyorum, hatta Jack Welch Yönetim Enstitüsünde etkili sunumlara bir sömestr dönemi ayırıyoruz.

“Toplum Önünde Konuşma Sanatı” hakkında hiç yazılmadıysa yüzlerce kitap ve makale yazılmıştır, yani burada yerçekimini keşfetmediğimi biliyorum. Ancak kişisel bir bakış açısıyla başarının üç kuralını paylaşmama izin verin.

1. Kural: Mesajınızı basit tutun. Lütfen unutmayın, basit olun demiyorum. Seviyeyi düşürün de demiyorum. Karmaşık olmayan ve tamamen anlaşılabilir bir basitlikten bahsediyorum. Sadece sade olun. Bu durum ancak söylediklerinize güçlü inanç ile mümkün olabilir. Bakın, insanlar her zaman sahneye çıkıyor ve mesajlarını anlatıyor, kimseyi gücendirmemeye çalışarak, etkileri yumuşatıp ortamda bulunan insanların bakış açılarına uygun hale getirmeye çalışarak anlatıyorlar. Bazen onlar konuyu kendi fikirlerine getirmek için izleyiciyi dolaylı düşünmeye itiyorlar. Ve dahası, izleyicilerini dataya boğuyorlar, sanki data tek başına kendisini anlatacakmış gibi, ya da en azından onları daha sofistike gösterecekmiş gibi. Tüm bu durumlarda, sonuç şaşmaz bir şekilde kafa karışıklığı oluyor.

En iyi konuşmalar ve sunumlar seyirciye mesajı takip ettirmez. Bu konuşmaların ve sunumların açık ve net bir dille ifade edilmiş, cesur bir ana fikri olur, ve datayı anlamlı hale getiren güçlü destekleyici argümanları olur. Tabii, sonunda anlaşılırlığınıza bağlı olarak, bir kaç kişi fikrinize katılmayabilir. Ancak bu durum daha fazla insanı kafası karışık hale getirmekten çok daha iyidir.

 

2. Kural: Dinleyicilerinize bilmedikleri bir şeyler söyleyin. Bir yöneticinin, yürütme ya da yönetim kurulu sunumunda zaten herkesin aldığı e-postalardan alıntılar yapması beni hep şaşırtmıştır. Aynı şekilde, sahnede klişeleşmiş mesajları ve bu mesajlara uygun hikayeleri tekrarlayan ya da sadece slaytlarını okuyan çok konuşmacı gördüm.

Kalabalık ya da grup önünde her konuştuğunuzda onları şaşırtmak ve hoşnut etmek işinizin bir parçasıdır. Onlara yeni ve ilginç bilgiler sunmalısınız ve onların ufkunu genişletmelisiniz. Bu da hazırlık yapmadan mümkün değildir. Öncesinde kendinize “İzleyicilere şirket için, endüstri için ve hayatları için önemli olacak ne söyleyebilirim?” diye sormalısınız.

Konuşma yapmanın amacı insanların sadece “Hım” deyip devam edecekleri bilgi vermek ya da bakış açısı vermek değildir. Konuşma yapmanın amacı siz konuşmayı bitirdiğinizden çok sonra bile devam edecek heyecanlı tartışmaları başlatmaktır.

3. Kural: Tutkunuzu gösterin. Bir konuşmacının düşünceli ve mantıklı, hatta neredeyse mecliste ifade veren 3 yıldızlı bir komutan monotonluğunda görünerek güvenirlik kazandığı konusundaki popüler düşünceyi anlamıyorum. Açıkçası bu etkilerin tamamına karşı değilim. Sonuçta kimse dönen bir dervişi ciddiye almaz. Ama size seyirci önünde tutkunuzu serbest bırakmanın götürüsünden çok getirisinin olduğunu anlatmak istiyorum, ve bu durum seyirciye anlattığınız konuya ne kadar inandığınızı ve değer verdiğinizi gösterir.

Ne zaman konuşsam görüyorum ki  en tutkulu cümlelerim en çok etkileşimi yaratıyor. Örneğin,  yöneticiler için en önemli mesajım çalışanlarına nüfuz etmeleri, onların akıllarını ve kalplerini anlamaları ve böylelikle onları heyecanlandırmaları, çalışmaları için amaç vermeleridir. Bu noktayı çok önemli buluyorum ve bir defasında “Eğer çalışanlarınız için can sıkıntısıysanız gidin kendinize tokat atın!” diye patladım. Anın heyecanıyla çıkan bir yorumdu, doğruca kalbimden ve içimden geliyordu ve bu yüzden insanların oradan ayrılırken aldıkları mesaj buydu.

Açıkçası, aynı yorum toplum önünde konuşma için de yapılabilir. Eğer izleyicilerinizi sıkıyorsanız, gidin kendinize tokat atın! Çünkü bu tamamen önlenebilir bir durum. Mesajınızı karmaşık hale getirmeyin, bağlam ve içerikle onların ufkunu genişletin ve onlara gerçekten nasıl hissettiğinizi gösterin.

Sonra bir bakarsınız, toplum önünde konuşmak, kariyer yolunda itici güç olma avantajı yanında, sizin için de, dinleyenler için de eğlenceli hale gelir.

Jack WELCH – Jack Welch Management Institute Başkanı  17.02.2016

Leave Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir